MAÛNE KUYUSU VAK'ASI

....Medine; Uhud sonrası günler. Hicri dördüncü yıl Safer ayı.

Lıhyanoğulları'nın isteği üzerine bu kabileye gönderilen on muallim/öğretmenden başka şimdi de Âmiroğulları muallim istiyorlar.

Kuşların, bir hurmadan başka hurmaya öbek öbek konup kalktığı apaydınlık bir gün.

Âmiroğullarının lideri Ebu Berâ Âmir bin Malik'in Efendimizi ziyaret arzusu yüksek huzura arz edildi. Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, misafiri bekletmediler.

Yaşlı reis, Peygamberimize hürmetlerini arz ve takdim etti; ve oturduktan sonra Resûlullaha beraberinde getirdiği iki at ile iki deveyi haber vererek:

-Kabul buyurursanız bunları size hediye etmek istiyorum, dedi.

İnsanlığın tanıdığı ve tanıyacağı en nâzik ve en kibar insan ve yüksek Peygamber, buyurdu ki:

-Yâ Eba Bera! Zahmetiniz için teşekkür ederim. Ancak müslüman olmazsanız hediyelerinizi alamam.

Güngörmüş ihtiyar adam sordu:

-Müslümanlık nedir ve nasıl müslüman olunur?

Sevgili Peygamberimiz, îmanı, islâmı, nasıl müslüman olunacağını, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarını Âmir bin Malik'e anlatıp açıkladılar. Yabancı anlatılanları çok büyük bir dikkat ve terbiye ile dinledi ve:

-Evet hakîkaten dinin güzel ve şerefli, dedi.

...ne varki Ebu Bera, iman edip etmediği hususunda bir şey söylemedi.

Fakat hâlis bir niyetle gelmişti:

-Ben de sizden islâmiyeti kabileme öğretecek insanlar göndermen için gelmiştim. Âmiroğulları, bana inanır ve sözümden çıkmazlar. Eğer İslâmiyet onlara anlatılacak olursa eminim ki çok kimse müslüman olacaktır. Âmiroğulları gibi nüfusu kalabalık ve nüfuzu büyük bir kavmin müslüman olması size kuvvet kazandıracaktır.

...ancak öğretmen gönderilecek yer Necd idi. Hırçın ve kaba-saba insanların yaşadığı bölge. Efendimiz, endişelerini dile getirdiler:

-Elbette. Her mü'minin vazifesi İslâmiyeti anlatmak. Hele isteniyorsa; dinimizin talep edene öğretilmesi şart olur. Ancak Necd halkının oraya gidecek eshabıma bir kötülük yapmasından korkuyorum.

Âmir bin Malik cevap verdi:

-Evet haklısınız. Fakat gelecek olan arkadaşların benim himayemdedir. Himayemde olan insanlara hiç bir Necd'li dokunamaz. Siz vazifeliler gönderin onları islâma çağırsınlar.

Efendimiz, dördü Mekke'den gelen müslümanlardan, kalanı Medine'lilerden olmak üzere yetmiş sahabi seçtiler ve başlarına da Münzir bin Amr'ı emir tayin ettiler... Sevgili Peygamberimiz Münzir bin Amr radıyallahü anh'ın eline bir de mektup verdiler. Urve bin Esma da kılavuzları idi.

Bu yetmiş müslüman, Eshab-ı Suffeden ve Kurra/Kur'an-ı Kerim'i ezbere bilen müminlerdi. Gündüzleri Mescid-i Nebi'ye su taşır, geçimleri için dağdan odun getirerek pazarda satar; akşamları ise ilim öğrenir ve öğretirlerdi.

Yetmiş ilim ehli sahabinin Medine'den ayrılmalarından evvel Ebu Bera, Sevgili Peygamberimize veda etti. Bir kere daha teminat veriyordu:

-Şimdi kabileme dönüyorum. Hem Âmiroğulları'na lüzumlu nasihatlarda bulunacak; hem de gelecek arkadaşlarını görüp-gözeteceğim. Hiçbir korkunuz olmasın, onlar benim himayemde olacaklar.

Ebu Bera, dediklerinde samimiydi.

Gerçekten Ebu Bera Âmir bin Mâlik, Âmiroğullarına gelince onları topladı ve kendilerine bazı nasihatlerde bulundu:

-Ey milletim! Medine'den geliyorum. Muhammed çok kıymetli bir insan. O'na misafir oldum. Bana İslâmiyeti anlattı. İstedim ki bana anlatılanları siz de öğrenesiniz. Bu sebeple O'ndan bize dinini anlatacak muallimler istedim. Size İslâmı tebliğ edecek müslümanlar bir kaç güne kalmaz gelirler. Onlar, hem misafirimiz; hem de benim korumam altındadır. Ben sizden müslümanları dinlemenizi istiyorum. İslâm dinini seçip seçmemek kendi bileceğiniz iştir. Nitekim ben de Muhammed'i dinledim; ama herhangi bir fikir beyan etmedim.

"Olur, hayhay. Gelsinler konuşuruz. Konuşmaktan ne çıkar?" gibi sesler yükseldi. Haber, memnuniyetle karşılanmıştı. Ne var ki bir kişi, Âmir'in dediklerinden hoşlanmadı:

-Ne demek yani! Durup dururken neden bize İslâmiyet anlatılacak? Dinimize ne olmuş ki? Anlaşılan sen müslüman olmuşsun bizi de yoldan çıkartmak için lafı ağzında eveleyip geveliyorsun.

Bu dik ve hırçın ses, Âmir bin Tufeyl'e aitti. Ebu Bera öfkelendi:

-Hem de öz yeğenim benden şüpheleniyor öyle mi?

-Her şey açıkça ortada.

-Ey yeğenim! Anlaşılan sen beni anlamamışsın. Tekrar ediyorum gelecek olanlar misafirlerimdir.

Âmir bin Tufeyl dişlerinin arasından mırıldandı:

-Misafirleriymiş. Gelemeyecekler ki sana misafir olsunlar...

Âmir'in ayrılması ile kalabalık, haberi aralarında tartışa tartışa dağıldı.

...Mü'minler, Âmiroğulları Kabilesine giden yoldaki Maune Kuyusu'na vardıklarında sabah namazı vakti girmişti. Kuyudan çekilen sularla abdest alındı ve cemaatle namaz kılındı. Namazdan sonra kuyunun üst tarafında bulunan bir mağarada istirahate çekildiler. Münzir bin Amr arkadaşlarına sordu:

-Biz dinlenirken bir arkadaşımız Resûlullah'ın mektubu ile Âmiroğullarına gitse, derim. Hem geldiğimizi haber vermiş olur; hem de bize karşı niyetlerini anlamış oluruz.

Mü'minler, başlarındaki emire tam tâbiler:

-Sen emirimizsin. Nasıl münasip görürsen öyle yap.

-Teşekkür ederim. Lakin emir de keyfi hareket etme selahiyetine sahip değildir; müslümanlarla istişare eder.

-Doğru diyorsun yâ Münzir!

-Pekâla kim gitmek ister veya kimi gönderelim?

...nitecede Haram bin Milhan'ın gitmesine karar verdiler.

Mübarek sahabi görevi sevinerek kabul etti ve hemen yola çıktı. Uzun ve yorucu bir yürüyüşten sonra Âmiroğulları bölgesine girerken bir grup insanla karşılaştı. Gruptakiler aralarında bir meseleyi hararetle tartışıyorlarken bir yabancının kendilerine doğru yaklaşmakta olduğunu farkettiler...adam, on adım kadar bir mesafede durdu. Belli ki bir şey diyecekti. Yabancıyı tepeden tırnağa süzen Âmir bin Tufeyl, sordu:

-Bir şey mi istiyorsun, yoksa bir şey mi diyeceksin?

-Hiç bir şey istemiyorum. Bir şey diyeceğim.

-Ne?

-Bende bir emanetiniz var. Onu vermek için yanınıza gelebilir miyim?

-Gelebilirsin.

Haram bin Milhan, başlarında bu soğuk tavırlı adamın olduğu topluluğa yaklaştı:

-Bu, ahir zaman Nebisi Muhammed aleyhisselamın bura halkı sizlere gönderdiği mektup.

...Haram bin Milhan'ın mektup uzatan eli bir müddet havada kaldı. Hazreti Haram, muameleden tedirgin olmuştu. Nihayet birisi uzanıp mektubu aldı. Tam bu sırada da aziz sahabi bir suikaste kurban gitti. Âmir bin Tufeyl, âni bir saldırıyla mızrağını habercinin göğsüne sapladı...temrenin ucu tâ sırttan çıkıyordu.

Darbenin yenildiği ân yeri göğü bir hasret kelimesi inletti:

-Allah!!!

Oluk gibi kan fışkırıyordu. Abdest alır gibi yüzünü ve kollarını kanıyla yıkayan Hazreti Haram bin Milhan, bir taraftan da şöyle demekteydi:

-Kazandım gitti...kazandım gitti..

...kısa bir zaman süren ve oradakileri şaşkınlığa düşüren bu hâl, aziz şehidin dizleri üstüne yığılıp kelime-i şahadet okuya okuya ruhunu teslim etmesi ile nihayet buldu; radıyallahü teâlâ nah. Âmir, kibrinden mektuba bakmamıştı bile.

Bir masumu şehid eden zâlim Âmir bin Tufeyl, o hızla kabilesine gitti:

-Müslümanlar gelmişler. Haydi gidip şunları temizleyelim.

...fakat Âmiroğulları bu canavara yüz vermediler.

-Ne Münasebet! Bizim onlara düşman olmamız için bir sebep yok ki!

-Müslüman olmaları yetmez mi?

-Ebu Bera'nın 'ben eman verdim. Buraya müslümanlar gelecekler. Onlar misafirimdir' dediklerini kulaklarınla duydun.

-Duydum; ama amcam çok yaşlandı. Artık O'nun aklıyla hareket edilmez.

-Hayır! Biz, müslümanlara kılıç çekmeyeceğiz!..

...kendi kabilesinden yüz bulamayan İblis tavırlı adam, bunun üzerine bir kısım kafadarları ile birlikte diğer yakın kabilelere gitti. Useyye, Ri'l ve Zekvan, Âmir'in kötü maksadına uyarak onun etrafında toplandılar. Âmir, bir sahte kahraman edasıyla sağa-sola emirler yağdırıyordu.

Haram bin Milhan'ın gecikmesi üzerine daha fazla beklemeyi lüzumsuz sayan müslümanlar, Âmiroğulları Kabilesi'ne gitmek için toparlandılar. Ancak, aşağıya; Maune Kuyusu başına henüz gelmişlerdi ki silahlı ve kalabalık bir birlik tarafından etrafları çevrildi.

Hain bir saldırıya maruz kaldıklarını gören müslümanlar, kılıçlarına sarıldılar. Münzir bin Amr, kâfirlere bağırdı:

-Biz buraya dövüşe değil davet üzere Allah'ın dinini anlatmaya geldik. Sizinle bir alıp veremediğimiz yok; çekilin yolumuza gidelim!!!

Gözünü kan bürümüş Âmir bin Tufeyl sordu:

-Nereye gideceksiniz?

-Âmiroğulları kabilesine.

-Hayır gidemezsiniz!

-Bizi reisleri Ebu Bera davet etti.

-O davet ettiyse ben de o daveti iptal ediyorum! Ancak aranızdan birine Urve bin Esma'ya izin veririm.

Urve sordu:

-Niçin sadece bana?

Âmir cevap verdi:

-Senin kabilen Süleymoğulları ile dostluğumuz var.

Urve radıyallahü anh çıkıştı:

-Siz kardeşlerimi katledeceksiniz; ben de 'canımı kurtardım' diye sevineceğim öyle mi?

-Sen bilirsin!

-İyiliğin senin olsun! Biz hepimiz tek yürek, tek bileğiz ve sonuna kadar da başımızdaki emire bağlıyız.

Kâfirler, aç kurt sürüleri gibi dört bir koldan saldırdılar. Müslümanlar altmışsekiz kişiydi. İki kişi; Amr bin Ümeyye ile Münzir bin Ukbe develeri gütmeye gitmişlerdi.

Şiddetli bir çarpışma başladı.. Mücahidler, canlarını dişlerine takmış alabildiğine dayanıyor ve direniyorlardı. Ama düşman, silah ve kıyas kabul etmez bir sayı üstünlüğüne sahipti...müslümanlar, buraya savaş niyet ve hazırlığı ile gelmemişlerdi ki.

Çarpışma çok kanlı cereyan etti.

Altmışaltı müslüman şehid oldu. Münzir bin Amr altmışyedinci idi. O'na seslendiler:

-Gel teslim ol sana eman verelim! Bittiğinizi sen de görüyorsun!

Arkadaşlarının acısı ile içi kavrulan yiğit sahabi:

-Haram bin Milhan'ın şehid olduğu yerde görüşelim, dedi.

Ve oraya gelince de çarpışa çarpışa şehid oldu.

Altmışsekizinci müslüman Kâ'b bin Zeyd'i yaralı olarak şehidler arasında görmüşlerse de can çekişiyor zannıyla üzerine gitmemişlerdi.

Maune'de müminler şehid olurken Allahü teâlâ'ya niyaz ettiler:

-Yâ Rabbi şurada halimizi Resûlüne haber verecek kimse yok; sen bildir.

Reci katliamını haber verip giden Cebrail aleyhisselam, bir zaman sonra yine geldi; şehidlerin selâmı ile beraber bir acı haberi daha bildiriyordu. Efendimiz:

-Aleykümüsselâm/Allah'ın selamı onlara da olsun, buyurdular.

Cebrail aleyhisselâm, sonra acı haberin güzel tarafını verdi:

-Onlar, Rablarına kavuştular. Rabları onlardan razı; onlar da Rablarından razılar.

Büyük imtihanın sabırlı Peygamberi, eshabını mescide toplayarak minbere çıktılar:

-Kardeşlerimizi mızraklarla delik deşik ederek şehid ettiler. Ancak Cebrail haber getirdi ki Rabbimiz onlardan razı, onlar da Rabbimizden.

Eshabın yürekleri bir kere daha kor ateşlerle dağlandı.

Bu sırada karşı tepelerin arkasında deve güden iki sahabi, kuşların Maune kuyusu tarafında çığlık çığlağa olduğunu görünce "orada bir tuhaflık var gidelim" diyerek konak yerlerine doğru dönüşe geçtiler. Yolda karşılaştıkları bir kadın, onlara sordu:

-Siz Muhammed'in arkadaşlarından mısınız?

İki sahabi kadına cevap vermek istemediler. Fakat kadın üsteledi:

-Niçin cevap vermiyorsunuz? Siz, Muhammed'in arkadaşlarından mısınız, dedim?

Amr bin Ümeyye sordu:

-Müslüman mı olmak istiyorsun?

-Evet. Bana İslâmiyeti öğretin. Ama size kötü bir haberim var.

Her iki sahabi de merak ettiler.

-Kötü haber?

-Evet kötü haber. İslâm düşmanları arkadaşlarınıza baskın vererek onları öldürdüler.

Gökkubbe, iki mü'minin üstüne yıkılmış gibi oldu

Şimdi Amr bin Ümeyye ile Münzir bin Muhammed, kayalık bir yerden aşağıya, toprakta cansız yatan arkadaşlarına tarifsiz üzüntüler ve gözyaşları ile bakıyorlardı. Böyle bir ihtimali hatırlarına hiç getirmemişlerdi. Çünkü onlar, davetle ve bir kefalet altında gelmişlerdi.

İki sahabi, daha kısa bir zaman öncesine kadar beraber oldukları şehidlerine dualar okuyarak ellerini gözyaşlarından ıslanmış yüzlerine götürdüler..

Sessizliği ilk bozan Amr bin Ümeyye oldu:

-Yâ Münzir! Kardeşlerimiz, şu geçici ömrü şehidlikle noktaladılar.

-Ancak bu, canilere haklılık vermez.

-Mümkün mü? Resûlullah Efendimiz duyarsa kimbilir ne kadar üzülecekler...

Amr bin Ümeyye:

-İşte kâfirlerin bazıları hâlâ oradalar. Kardeşlerimize bu hainliği yapanlarla ben de çarpışacağım.

Bunun üzerine iki kalbi yaralı sahabi, düşmanların yanına giderek vuruşmaya başladılar. Tabii iki kişi bir sürü insana ne yapabilirdi? Münzir radıyallahü anh şehid, Amr radıyallahü anh esir oldu. Ancak Amr bin Ümeyye Mudari Kabilesinden olduğunu söyleyince Âmir bin Tufeyl O'na:

-Öyle mi? Pekâlâ; öyleyse seni anamın köle azad etme adağı yerine serbest bırakacağım. Ama önce gel de şu ölülerinizin kimler olduğunu söyle.

......

Zâlim Âmir bin Tufeyl'le Amr bin Ümeyye güzel şehidlerimizin başına geldiler. Mübarek sahabi, büyük üzüntüler içindeydi.

Âmir her şehidi tek tek sordu. Son olarak bir şey daha sordu:

-Burada olmayan var mı?

-Evet. Ebu Bekr'in azadlı kölesi Âmir bin Füheyre'nin cesedini göremedim.

Âmir bin Tufeyl, derin üzüntüler içinde olan Amr bin Ümeyye'yi şaşırttı.

-O bahsettiğin arkadaşınız göğe çekildi.

Amr radıyallahü anh "ne diyorsun dercesine" kanlı katilin yüzüne baktı.

-Evet doğru söylüyorum. Cebbar bin Sülma arkadaşınıza sapladığı mızrağı çekip çıkardığı an Âmir bin Füheyre semaya doğru yükselerek gözden kaybolup gitti

Kırk yaşlarında iken şehid olan Amir bin Füheyre, Âişe radıyallahü anha'nın kölesi iken Ebu Bekr radıyallahü anh O'nu satın alarak azad etmişti. Hazreti Ebubekr'e çobanlık yapıyordu. İlk müslümanlardandı. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem ve Hazreti Ebu Bekr Mekke'den Medine'ye hicret ederlerken. Sevr Mağarası'na saklandıklarında mağara önüne gizlice sürüyü getirerek Efendimizle mağara dostunun sütle beslenmesini temin etmiş ve daha sonra onlarla birlikte hicret etmişti.

Amr bin Ümeyye, omuzunda dağlar; dizlerinde taşınmaz ağırlıklar olduğu halde Maûne'den yürüyerek Medine'ye gelirken Galil'de iki kişi ile tanıştı. Amr radıyallahü anh bunların Âmiroğulları'ndan olduklarını anlayınca "bir istirahat ânında onları öldürürüm" diye düşündü ve düşündüğünü yaptı. Halbuki bu iki kişi Medine'den geliyorlardı. Efendimiz onlara eman/dokunulmazlık vesikası vermişlerdi. Ancak hazreti Amr bunu bilmiyordu.

Resûlullah, katliamlara çok üzülmüşlerdi. Sabah namazından sonra katillere beddua ettiler. Ve bunu bir ay müddetle beş vakit namazlarında tekrarladılar. Efendimiz, hain kabilelerin isimlerini sayarak şöyle yalvarıyorlardı:

-Ey Allahım! Onların senelerini Yusuf Peygamberinki gibi yokluk, kuraklık ve fakirlik seneleri yap. Allahım bu kabileleri sana havale ediyorum. Çünkü onlar sana ve Resûlüne isyan ettiler.

Hakikaten çok geçmeden o bölgede kuraklık ve buna bağlı olarak da yokluk başladı; sular çekildi ve yeşil namına bir şey kalmadı.

Âmr bin Ümeyye, Medine'ye vardığında Sevgili Peygamberimiz'e olan-bitenleri nakletti ve son olarak da gelirken yolda Âmiroğullarından iki kişiyi öldürdüğünü haber verdi.

...çoğu hem Bedr'de hem de Uhud'da arslanlar gibi dövüşen Suffe'nin bu hem kılıç, hem kalem ehli, soysuz bir saldırı ile bu dünyaya veda etmişlerdi.

Ama kim kazandı?

Şüphesiz ki canını teslim ederken kendi öz kanıyla abdest alan Haram bin Milhan'ın kavuştuğu şehidliği kastederek "ben kazandım" dediği gibi neticede mü'minler kazandılar; Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in sözünü dinleyenler...

Ana Sayfa