| Suâl: Dinimizi, asıl
kaynağından öğrenmek için hangi meâli ve tefsîri tavsiye edersiniz? Cevap: Kur'ân-ı kerîmin ma'nâsını yalnız Muhammed
aleyhisselâm anlamış ve hadîs-i şerîfleri ile bildirmiştir. Kur'ân-ı kerîmi
tefsîr eden O'dur. Doğru tefsîr kitâbı da, O'nun hadîs-i şerîfleridir. Din
âlimlerimiz, bu hadîs-i şerîfleri toplayıp, tefsîr yazmışlardır. Âyet-i
kerîmeler kısa ve tam tercüme edilemediği için, İslâm âlimleri, tercüme değil,
uzun tefsîr ve te'vîllerini bildirmişlerdir. Resûlullahın bildirdiği ma'nâlara Tefsîr
denir. Tefsîr, ancak Fahr-i âlemin mübârek lisânından, Sahâbe-i kirâma
ve onlardan Tâbi'îne ve Tebe'i tâbi'îne ve böylece sağlam, kıymetli insanların
söylemesi ile, fıkıh ve kelâm âlimlerine gelen haberlerdir. Bundan başka olan
bilgilere tefsîr denmez. Müfessir, tefsîr kitâbı yazan demek değildir. Müfessir,
kelâm-ı ilâhîden, murâd-ı ilâhîyi anlıyan derin âlim demektir. Beydâvî tefsîri
bunların en kıymetlilerindendir. Bu tefsîr kitaplarını da anlıyabilmek için, yirmi
ana ilmi, iyi öğrenmek lâzımdır. Ana ilimlerden biri, tefsîr ilmidir. Bu
yirmi ana ilmin kolları, seksen ilimdir.
1986'da İstanbul'da yapılan (Kur'ân Tercümeleri
Sempozyumu)nda 1500'den fazla tercüme incelendiğinde, birbirini tutmıyan hükümler
görüldü. Herkes anlayışına göre tefsîr ettiği için, karşımıza bir korkuunç,
dehşetli ve vahim manzara çıkmıştır. Hâlbuki nakle dayanılsaydı böyle olmazdı.
Türkiye'de ilk defa Kur'ân tercüme işini, Cihan Kitâbevi sâhibi Misâk isimli
bir Ermeni başlatmıştır. Maksat dinimizi bozmaktır. Bu oyuna gelinmemeli!..
Diplamaya Güvenenler
Diplomaya güvenerek, tefsîr ilmine dalmaya kalkışan,
aldanır, helâk olur. Yüzme bilmiyen birinin diplomasına güvenerek denize açılması
gibi, câhilce, ahmakça iş olur.
Tefsîr ilmini bilmiyenin hadîs ve tefsîr okumaya
kalkışması, mide hastasının, kuvvetlenmek için, baklava, börek yemesine benzer.
Hâlbuki, bu hastanın, önce perhîz yapması, sonra, kuvvetli yemesi lâzımdır. İşte
bizim gibi, ana ilimleri okumıyan, din öğrenmek için, Kur'ân tercümesi, tefsîr,
hadîs okumaya kalkışırsa, bunları kavrayamaz. Yanlış anlıyarak, dinimizi,
îmânımızı da kaybederiz.
Ana yuvasından almış olduğu îmânını kaybeden
birkaç ilerici (!) kimsenin küfrüne sebep olan, zihinlerindeki şüphenin nasıl
meydana geldiği sorulunca tefsîr okudukları için böyle olduklarını
bildirmişlerdir. Meşhûr tefsîrler bile, ehlinden başkasına zararlı oluyor. Tefsîr
ilimlerini bilmeden tefsîr okumaya kalkışan, îmânını kaybedebileceği için Mazhar-i
Cân-ı Cânân hazretleri, tefsîr yazmak isteyen halîfesine engel olmuştur. (Makâmât)
Türkçe tefsîrlerin, en kıymetli sanılanlarında
bile, şahsî düşünceler vardır. Okuyana zararı, fâidesinden çoktur. Hele islâm
düşmanlarının, bid'at sâhiblerinin, Kur'ân-ı kerîmin ma'nâsını bozmak için
yaptıkları tefsîr ve tercüme kitapları, birer zehirdir. Bunları okuyan genç
zihinlerde, bir takım şüpheler, i'tirâzlar hâsıl oluyor. Zâten, bizim gibilerin,
islâmiyyeti öğrenmek için, tefsîr ve hadîs-i şerîf okuması uygun değildir.
Çünkü Kur'ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfi yanlış anlamak veya şüphe etmek
îmânı giderir. Yalnız Arabî bilmekle, tefsîr ve hadîs anlaşılmaz. Her arabî
bileni, din âlimi sanan aldanır. Beyrut'ta ana dili Arabî olan çok papaz var. Fakat,
hiçbiri islâmiyyeti bilmez.
Kur'ân-ı Kerîmi Kim Anlar?
İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:
(Üç kimse, Kur'ân-ı kerîmin ma'nâsını
anlıyamaz: 1- Arabîyi ve tefsîr ilmini iyi bilmiyen. 2- Büyük günâha
devam eden fâsık. 3- Bid'at sâhibi [Eh-i sünnet i'tikâdında olmıyan].
Görülüyor ki, Ehl-i sünnet olmıyan, Arabîyi çok
iyi bilse de, Kur'ân-ı kerîmi doğru anlıyamaz. Yanlış anladıklarını yazarak,
Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından nakletmeyip kendi görüşünü din diye ortaya
koyan herkesi felâkete sürükler. Hadîka'daki (Ümmetim, kötü din
adamlarından çok zarâr görecek) hadîs-i şerîfi, böyle mezhepsizlerin zuhur
edeceğini haber vermektedir.
Tefsîr, akla değil, nakle dayanır. Alimlerinin,
Peygamberimizden ve Eshâb-ı kirâmdan alarak yaptıkları tefsîrlere aykırı tefsîr
yazan, küfre düşer. Hadîs-i şerîfte, (Kur'ân-ı kerîmi kendi görüşüne göre
tefsîr eden kâfir olur) buyuruldu. (Mek.Rabbânî m.234)
Mezhepsizler, bu inceliği anlıyamadıkları için,
(Herkes Kur'ân okumalı, dinini bundan kendi anlamalı, mezheb kitaplarını okumamalı)
diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının okunmasını yasak ediyorlar. Hadîs-i
şerîfte, (Kur'ân-ı kerîmi, kendi görüşü ile açıklıyan, doğru olsa dahî,
mutlaka hatâ etmiştir) buyuruldu. (Nesâî)
Tefsîr, murâd-i ilâhîyi anlamak demektir.
Kendiliğinden verdiği ma'nâ doğru olsa bile, meşrû yoldan çıkarmadığı için,
hatâ olur. Verdiği ma'nâ yanlış ise, kâfir olur. (Berîka)
[Yarın: Diyânetin Görüşü] |