BİR MEZHEBE UYMAK ŞART MIDIR?
Bir kimsenin bir mezhebe uyması demek, o kişinin
şöyle düşünmesi demektir: "Benim, dinimin emir ve yasaklarını dinin dört
kaynağından çıkartmam mümkün değildir. (Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse)
Ben İmâm-ı a'zam hazretlerinin ilminin üstünlüğüne inanıyorum. O'nun bildirdiği
bütün hükümlerin, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun olduğuna itimat
ediyorum. Bunun için de İmâm-ı a'zam hazretlerini kendime rehber ediniyorum, dinde ne
bildirdiyse doğru kabûl ediyorum."
Zaten ibâdetlerini, i'tikâdını belli bir mezhebe
göre yapmıyanın îmânını muhafaza etmesi çok zordur. Uçurumun hemen kenarındaki
insan gibidir. En ufak bir rüzgârla kendini uçurumun dibinde bulur. Çünkü, kişinin
kendi başına dinin bütün emir ve yasaklarını Kur'ân-ı kerîmden çıkartması
mümkün değildir.
Bunun için âkıl ve bâlig olan müslüman
evlâdının, önce "Kelime-i şehâdet" söylemesi ve bunun mânâsını
öğrenip, inanması lâzımdır. Sonra da Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında
yazılı olan i'tikâd, ya'nî îmân edilmesi lâzım olan bilgileri öğrenip, bunlara
inanması lâzımdır.
Sonra da, Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin
kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, ya'nî islâmın beş şartını ve
helâl, harâm olan şeyleri öğrenmesi, bunlara inanması ve uygun yaşaması
lâzımdır.
Bunları öğrenmek ve uymak lâzım olduğuna
inanmıyan, önem vermiyen "mürted" olur. Ya'nî Kelime-i şehâdet getirerek
müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur.
Dört mezhebin i'tikâdı birbirinin aynıdır.
Dört mezhebden birinin îmân ve fıkıh bilgilerine tâbi olan, uyan bir müslümana "Ehl-i
sünnet" veya "Sünnî" denir.
Dört mezhebin, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i
şerîflerde açıkça bildirilmiş olan emir ve yasaklara uymakta, zaten hiç
ayrılıkları yoktur. Yalnız, açıkça bildirilmiyenleri anlamakta ayrılmışlardır.
Şöyle bir benzetme yapacak olursak, hacıların,
birinin hava yolu ile, diğerinin kara yolu ile, bir diğerinin de deniz yolu ile Kâ'be-i
şerîfe götürülmesi gibidir. Neticede her biri aynı yere gitmektedir ve hedef
aynıdır. Hepsi aynı yerde buluşmaktadır. Ayrılık şekildedir. Aslında ayrılık
yoktur. Biri Kâ'beye diğerleri başka yere gitmemektedir.
Bu kadarcık ayrılıklar da, Allahü teâlânın
müslümanlara rahmetidir. Sağlıkları, çalıştıkları ve yaşadıkları yerler
başka başka olan insanlara, hangi mezhebe uymak kolay gelirse, onun "Fıkıh"
kitaplarına göre ibâdet ederler.
Tek bir mezheb olsaydı, herkes buna uymağa mecbur
olurdu. Bu da, çok kimseye güç gelirdi. Hattâ imkânsız olurdu. Dört mezhebin
herhangi birine uyan müslümanlar, birbirlerini kardeş bilirler. Bunların tarih
boyunca, dövüştükleri hiç görülmemiştir. Mezhebcilik yapmazlar. Ya'nî diğer üç
mezhebi kötülemezler. Dördünün de Cennete götüren yol olduğuna inanırlar.
Bu dört mezhebin müctehidleri imâm-ı a'zam
hazretlerinin, talebeleri, çocukları gibidir. Hepsinin üstâdı O'dur. İmâm-ı a'zam
Ebû Hanîfe, hergün sabah namazını câmide kılıp, öğleye kadar suâllere cevap
verirdi. Öğleden önce, oturduğu yerde Kaylûle yapardı. Güneş zevâle, tepeye
yaklaşınca kaylûle yapmak, ya'nî biraz uyumak sünnettir.
Öğle namazından sonra, yatsıya kadar, talebeye
ilim öğretirdi. Yatsıdan sonra evine gelip, biraz dinlenir, sonra câmiye gider, sabah
namazına kadar ibâdet ederdi. Bu hâli, sözlerine güvenilir birçok kıymetli kimse
haber vermiştir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Değerli ziyaretçilerimiz,
Bu konularla ilgili olarak
veya her türlü dini konuda görüşmek,
teklifte bulunmak, konu
hakkında geniş bilgi edinmek için bizi arayabilirsiniz:
Telefon: 0212 5139900 / 265
Faks : 0212 5120380
E.mail :huzur@ihlas.net.tr |