DÎNİ YIKMADA SİNSİ FAALİYETLER
Dinimiz âlime çok önem vermiştir. Âyet-i
kerîmede, (Âlimlerden sorun) buyuruldu.
Hadîs-i şerîfte de, (Âlimler, kurtuluş
yolunu gösteren birer kılavuzdur) buyuruldu.
Bilindiği gibi, dinimizde kaynak dörttür:
Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler, icmâ ve kıyâs. Dördüncü kaynak, olan
kıyâstan mezhebler çıkmıştır. Müctehid âlimler, ömürlerini bu uğurda
harcayarak, dinin açık olmayan emirlerini açıklamışlar, müslümanları bu ağır
yükten kurtarmışlardır.
Dinde müctehid olmayanın, Kur'ân-ı kerîmden,
hadîs-i şerîflerden hüküm çıkarması mümkün değildir. Bugün ictihâd
yapabilecek derecede âlim de kalmamıştır. Alimler, hicri 4. asırdan itibaren ictihâd
edebilecek kimsenin olmadığında ittifak etmişlerdir. Ya'nî bugün dinimizi tam,
eksiksiz olarak öğrenmek, yaşamak istiyen, mutlaka dört mezhebden birine tâbi olmak
mecburiyetindedir.
İslâmiyetin 14 asırdır, bozulmadan,
değiştirilmeden bize ulaşmasını sağlayan mezhebler ve âlimlerdir. Bundan sonra da
din, bozulmadan ancak bu yol ile devam ettirilebilir. Bu ana caddeden ayrılanların
îmânlarını muhafaza etmeleri çok zordur. Çünkü, mezhebsizlik, dinsizliğe
köprüdür.
Bu inceliği asırlar sonra da olsa din
düşmanları keşfettiler. Kaba kuvvet ile bir yere varamıyacaklarını idrak ettiler. Önce,
islâmiyeti kalblere nakşeden, islâmiyeti sevdirerek yayan tasavvufu, ba'zı
tarikatları el altından bozdular. Buralara müslüman kılığındaki kendi
adamlarını yerleştirdiler. Sonra da, islâmiyeti yıkmada en büyük engel gördükleri
mezhebleri ve âlimleri hedef seçtiler. Bu kaleyi yıkmadıkça neticeye
varamıyacaklarını çok iyi anladılar. Bunun için de, bütün güçleri ile âlimlere,
mezheblere hücum ettiler.
Çünkü, onlar da biliyorlar ki, bu kale
yıkılınca kaynak olarak arkasından hadîs-i şerîfler gelecektir. Artık bu sahada
daha rahat hareket etme imkânı elde etmiş olacaklar. Şöyle ki; dini içeriden yıkma
çalışmalarına, engel olan bir hadîs-i şerîf gördüklerinde, hemen mevdû, uydurma
hadîs, karalamasına girmektedirler. Böylece, bu uydurma, bunun aslı yok derken
hadîs-i şerîflerin dörtte üçününü bertaraf etmektedirler.
Eğer bir hadîs-i şerîf, bütün hadîs
kitaplarında varsa, ya'nî buna mevdû, uydurma diyemiyorlarsa, o zaman hemen taktik
değiştiriyorlar. Kendilerine göre, bir kaide ortaya çıkartıyorlar. Diyorlar ki,
hadîs, Kur'âna ters olamaz. Sonra da, Kur'ân-ı kerîme istedikleri şekilde mânâ
verip, hadîs-i şerîfin âyete ters düştüğünü dolayısıyle, bununla amel
edilemeyeceğini söylüyorlar.
Bu şekilde, kendi sapık düşüncelerine ters olan
bütün hadîs-i şerîfleri bertaraf etmiş oluyorlar. Sadece Kur'ân-ı kerîm kalıyor
geriye. Zaten Kur'ân-ı kerîme de istedikleri gibi mânâ vermektedirler. Hattâ daha da
ileri gidip, Kur'ân-ı kerîmde, eksiklik, fazlalık olduğunu çekinmeden
söyleyebilmektedirler. Böylece bunların esas gâyelerinin dini ortadan kaldırmak
olduğu açık şekilde anlaşılmış olmaktadır.
Bugünkü hıristiyanların, Cennete gideceği,
kadınların örtünmesinin farz olmadığı, reenkarnasyon vs. gibi safsatalar hep bu
çalışmanın ürünüdür. Maalesef, din düşmanları bu çalışmalarında hayli yol
almışlardır. Bugün herkes, eline geçirdiği bir meâlden dinini öğrenmeye
çalışıyor. Câmilerimizde bile devamlı meâl okunması tavsiye edilmekte,
(Kitabımızda ne yazıyor bunu öğrenmeden müslümanlık olur mu) gibi câhilce
suçlayıcı ifadelerle müslümanlar, zoraki olarak meâl okumaya zorlanmaktadır.
Böylece farkında olmadan din düşmanlarının tuzağına düşülmektedir. |