ALLAH SEVGİSİ
Herkes, kendi varlığını, bunun olgunlaşmasını
ve hiç yok olmadan devam etmesini ister. Kendini ve Rabbini bilen, varlığının devam
etmesinin kendi elinde olmadığını, ancak Allahü teâlânın dilemesiyle var olduğunu
bilir.
Varlıkların hepsi Allahü teâlânın kudretiyle
vardır. Hiç kimse, kendi kendini yaratıp, hayatını devam ettiremez. O hâlde,
kişinin, kendini yaratan, çeşitli ni'metler veren, yaşatan Rabbimizi sevmemesi
mümkün değildir. Eğer sevmiyorsa, kendi yaratılışını bilmediğinden,
cehâletindendir. Çünkü sevgi, ma'rifetin, (ya'nî bilmek, anlamak) meyvesidir.
Bir şey önce bilinip anlaşıldıktan sonra
sevilir. Ya'nî ma'rifet olmadan sevgi olmaz. Sevgi ma'rifete göredir. Ma'rifet ne
nisbette ise, sevgi de o nisbette olur. Rabbini bilen elbette O'nu sever. Çünkü kendini
sevenin, kendini yaratanı sevmemesi düşünülemez.
Güneşin yakıcı sıcağına mâruz kalan gölgeyi
sever. Gölgeyi seven de ister istemez, gölge veren ağaçları sever. Kâinatta ne
varsa, Allaha nisbetle, gölgenin ağaca nisbeti gibidir. Gölgenin varlığı ağacın
varlığına bağlı olduğu gibi, her şey Allahın eseri olup, hepsinin varlığı,
O'nun varlığına bağlıdır.
Herkes, kendine iyilik edeni sever. Bir zengin,
bütün mallarını birisine verse, "Bunları dilediğin gibi tasarruf et!"
dese, bu ihsânı zenginden bilmek yanlış olur. Zengini ve o malı yaratan, seni zengine
sevdiren, sana mal vermesinin zengin için hayır olduğu düşüncesini veren kimdir?
Eğer zengin, seni sevmeseydi, malı sana vermekle, dünya ve âhırette hiç bir
kazancının olmıyacağını bilseydi, sana malının zerresini verir miydi?
Şu hâlde, Cenâb-ı Allah bu sebepleri yarattı.
Demek ki insana asıl ihsânda bulunan, bu işe zengini vâsıta edendir.
Zengin, o malı sana vermekle peşin veya ilerisi
için bir menfaat düşünmüştür. Seni minnet altına almak, kendini övdürmek,
cömertlikle meşhur olmak, gönülleri kendine bağlamak, herkese kendini sevdirmek ve
saydırmak gibi peşin menfaati vardır.
Ayrıca, âhırette çok sevâb kazanmak üzere
ilerisi için yatırım yapmaktadır. Yoksa hiç kimse, malını boşu boşuna vermez, bir
maksat için verir. Maksadı sen değilsin. Sen onun maksadını yerine getirmek için bir
vâsıtasın.
Demek ki sana iyilik eden, sana değil, kendine
iyilik etmiş olur. Sonra, o verdiğinden fazlasını beklemektedir. Çünkü o, Allahın
en az bire on veya bire yedi yüz, hattâ daha fazla vereceğini biliyor. Böyle bir
ümidi olmasa sana bütün mallarını verir miydi?
İnsan, kendine faydası dokunmasa bile, iyilik
edenleri sever. Kendine zararı dokunmasa bile kötülük edenlerden de nefret eder. O
hâlde, bütün mahlûkatı yaratıp, onlara çeşitli ni'metler ihsân eden yalnız
Allahtır. Herkese iyilik eden de sevilir.
Kendine hiç bir faydası olmasa da insan, güzeli,
güzelliğinden dolayı sever. Beş duyu ile de anlaşılmıyan; fakat kalb gözü ile
görülen güzellikler de vardır. Güzel ahlâk, böyledir. İmâm-ı a'zam hazretlerini
güzel vasıflarından dolayı severiz. Demek ki güzel sevilir. Mutlak güzel, ortağı,
eşi, benzeri olmıyan, dilediğini yapan yalnız Allahtır.
İnsan benzediği şeye meyleder. Çocuk çocukla,
büyük büyükle arkadaşlık kurar. Âlim, âlimi, bir san'atkârdan daha çok sever.
İlim sahibi olan da herşeyi bilen Allahı sever. Basîret sahipleri gerçek sevgiye
lâyık olanın yalnız Allah olduğunu bildirmişlerdir. |