ALLAHA İMAN
Her işte bir öncelik sırası vardır. Bu sıraya
dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz. Bunun için bir
müslümanın dini bilgilerde öncelikle neyi bilmesi gerekir, dini öğrenmede öncelik
sırası nasıldır, bunu iyi bilmesi şarttır.
Dini açıdan, bu sıralama ya'nî öncelik
verilmesi, diğer işlere mukayeseyle çok daha önemlidir. Meselâ, bir kimsenin düzgün
bir îmânı, i'tikâdı yoksa bu kimsenin yaptığı bütün ibâdetlerin, iyiliklerin
hiçbir faydası olmaz.
Cenâb-ı Hak, bir insanın, önce îmân etmesini
istiyor. Tabiî ki, bu îmânın da şartlarına uygun olması lâzım. Doğru, düzgün
bir i'tikâda sahip olduktan sonra, dinin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dinin
emrettiği şeyleri yapmak lâzımdır.
Her müslümanın öncelikle îmânın altı
şartını bilmesi ve inanması gerekir. Bir müslüman, bu altı şarta inanıp
mânâlarını bilse îmânı tamam olur. Eskiden müslümanlar bunu Amentü adı altında
ezberler ve çocuklarına da ezberletirlerdi. Amentü şöyledir:
Âmentü billâhi vemelâiketihi ve
kütübihi ve rüsülühi vel yevmil âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi
teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne
Muhammeden abduhü veresûlüh
Müslümanın Amentünün, bu altı
şartında bildirilen şeyler hakkında, zarûrî olarak bilinmesi gereken şeyleri de,
kısaca bilmesi lâzımdır.
Mesela, Amentünün birinci şartı, Allahın
varlığına, birliğine inanmaktır. Fakat, Cenâb-ı Hakkın mekândan münezzeh, ya'nî
mekânsız olduğunu bilmiyen bir kimse, bugün çok kimsenin yaptığı gibi, Allahü
teâlâyı gökte bilip, konuşmalarında, "Sen bu işi, ne kadar gizli yaparsan
yap, Allah seni gökte görüyor" derse veya duâ ederken, Allahın gökte
olduğunu zannedip, başını kaldırıp gökyüzüne bakarsa, küfre düşmüş, ya'nî
dinden çıkmış olur.
Eskiden, Osmanlılar zamanında, hoca efendiler
nikâh kıyarken, gençlere önce îmânın şartlarını sorarlardı. Bilmiyorlarsa
nikâhı kıymazlardı. Bunları, öğrenin gelin ondan sonra, derlerdi. Çünkü âkıl
baliğ olduğu hâlde, bunları bilmiyen kimse, dinden çıkıyor, müslüman olarak
kalamıyor.
Âmentünün birinci
şartı
Âmentüdeki, Amentü billâhi, demek,
Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân ettim, demektir.
Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve
benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir, ya'nî bir yerde değildir. Ayrıca Allahü
teâlânın sıfatlarını da bilmek şarttır. Bu sıfatlar ikiye ayrılır. Sıfat-ı
zâtiyye, sıfat-ı sübûtiyye.
Sıfat-ı zâtiyye
1- Kıdem, Allahü teâlânın evveli yoktur.
2- Bekâ, Allahü teâlânın sonu yoktur.
3- Kıyâm bi-nefsihi, Allahü teâlâ, kimseye muhtaç değildir.
4- Muhâlefetün
lil-havâdis, Allahü teâlâ kimseye
benzemez.
5- Vahdâniyet, Allahü teâlâ birdir ortağı, benzeri yoktur.
6- Vücûd, yâni var olmasıdır.
Sıfat-ı sübûtiyye
1- Hayât, Allahü teâlâ diridir.
2- İlm, Allahü teâlâ herşeyi bilir.
3- Sem, Allahü teâlâ işitir.
4- Basar, Allahü teâlâ görür.
5- İrâde, Allahü teâlâ dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.
6- Kudret, Allahü teâlâ herşeye gücü yeter.
7- Kelâm, Allahü teâlâ söyleyicidir.
8- Tekvîn, Allahü teâlâ hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi
yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.
Cenâb-ı Haktan başkası için “yarattı” demek
küfür olur. Ya'nî mecâz ma'nâda da olsa bu kelime kullanılamaz. İnsan birşey
yaratamaz. Bugün maalesef bu kelime çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. |